Dimyata pirince gittim/Port Said’e de uğradım

Merhabalar;

Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olma deyimini çokça duymuşsunuzdur. Peki bu deyimin hikayesini hiç merak ettiniz mi?

Vakti zamanında Anadolu’da sadece bulgur yetişirken en iyi pirinç Mısır’ın bir kasabası olan Dimyat’ta yetişirmiş. Kârı da buğdaya göre oldukça iyiymiş. Birçok tüccar da pirinç getirip satıyormuş. Bunlardan biri de buğday (bulgur) tarlasını satarak yola çıkmış,fakat gel gör ki Akdeniz’de gemisi korsanların saldırısına uğramış. Binbir zorlukla geriye döndüğünde ise tüccara ne olduğunu sormuşlar. Cevabı ise şu olmuş:

-Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan oldum.

Dimyat Port Said arası 1 saat

Benim Dimyata pirinç yolculuğum ise Kahire’den başlıyor. Daha önce otobüsle Süveyş’e gittiğim için artık tecrübeliyim ve yine aynı şekilde otobüse biniyorum.Bu yolculuk daha uzun sürüyor çünkü Port Said daha uzak ve Akdeniz kıyısında. Yolculuk 3 buçuk saat sürüyor ve öğleden sonra saat 2’de varıyorum hava yine sıcak mı sıcak.

Port said şehri limanıyla öne çıkan bir yerleşim. Şehir’de en çok dikkatimi çeken şey tıpkı Kahire’de olduğu gibi cami ve kileselerin yan yana olması ve sayıca çokluğu.

Port Said’de bir kilise

Liman şehri olmasından mıdır bilinmez ticaret gelişmiş ve sağlı sollu dükkanlar bir hayli fazla. Bunun yanı sıra şehir cıvıl cıvıl. Yürüyorum ve Steve Jobs’un neden önemli kararlarını yürürken aldığını şimdi daha iyi anlayıp kendimi yürümenin büyüsüne kaptırıyorum. Derken Port said meydanında bir eli havada size selam çakan bir heykel var. Kimin heykeli olduğunu merak ediyorum. Rastgele bir dükkana girdim heykeli gösterip kim oldunu sordum. Enver Sedat Cevabını aldım. Üniversitede 20. yüzyıl dünya tarihi dersinde Enver Sedat’ın Mısır Devlet Başkanı olarak neler yaptığını anımsadım bir an ve bende ona selam çakıp yürümeye devam ettim.

 

Port Said sahilinde bir çift

Akdeniz

Sahile paralel cadde boyunca ilerliyorum haritadan bakınca sağda bir askeri müze olduğunu gösteriyordu. Fakat Mısır’ın 1948 Arap-İsrail Savaşı’nda ve 1967 altı gün savaşında yenildiklerini hatırladım ve böyle bir ordunun müzesini görmenin gereksiz olduğunu düşündüm,müzeyi geride bırakıp seyyah misali yürümeye devam ettim…

 

Port Said sahilinde bir cami (sağda denizi görebilirsiniz)

Yürüye yürüye bayağı bir yol katettim. Asıl hedefime Dimyata daha da yaklaşıyordum fakat gün batımı da yaklaşıyordu ve bir an önce Dimyata varmalıydım. Az ileride Dimyatın çıkışında polis kontrol noktası vardı ben de orada turist rehberi olduğunu tahmin ettiğim birisine buradan nasıl gidebileceğimi sordum. Buradan Dimyata giden minibüsler olduğunu onu beklemem gerektiğini salık verdi. Ve nihayet minibüs geliyor ve 1 saatlik bir yolculuktan sonra akşamüstü Dimyata varıyorum. Kendi kendime Dimyata gitmek günümüzde bu kadar zorsa eskiden nasıldır diye düşünmeden edemedim.

Dimyat eskiden kasabaymış ama şimdilerde bizim İstanbul’da herhangi bir ilçe merkezi gibi gelişmiş ve modern bir görünümde. Bir kahvehaneye giriyorum birşeyler içmek için bir de ne yapacağımı düşünüyorum çünkü akşam oldu ve Kahire’ye dönmem lazım. Üstelik Dimyat pirinci almak istiyorum bir iki yere girdim dimyat pirinci yoktu Hindistan pirinci vardı ve ben Dimyata bunun için geldim Dimyat pirinci için.

Ahmed’i yoldan çevirdim 🙂

Derken yoldan bi çocuğu çevirdim adı Ahmet’miş,fotoğrafçıymış o da tam işe gidiyormuş. Fotoğrafımız yukarıda ona önce haritadaki alışveriş merkezine gitmek istediğimi söyledim. (İngilizce bilmiyor google translete ile anlaşıyoruz bu arada) Orası çok uzak ve neden gitmek istiyorsun dedi.

-Pirinç için dedim.

Biraz şaşırdı ama en sonunda anladı ve bir yere gidip pirinç aldık.

Dimyat pirinci 🙂

İşe geç kaldığını o yüzden beni gezdiremeyeceğini söyledi. Teşekkür edip ayrıldım. Biraz daha gezip geldiğim gibi minibüsle Port Said’e varıyorum. Varıyorum ama gelin görün ki otobüs bileti yok ve en erken bilet sabah 6’da mecbur o saate alıyorum. Gece geç saate kadar bir kafede sonra restoranda vakit geçirip bir daha hayatımda kaç defa Port Said’e geleceğimi sorgulayıp sokaklarda dolaşarak sabahı ediyorum. (Not:Mısır’da birçok kişi sabah namazına kadar uyumuyor)

Sabah namazı bir cami

 

Sabah yorgun ve bir o kadar mutlu mesut Kahire’ye dönüyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir